Bretton Woods’tan Dedolarizasyona: Değişen Para Hegemonyası
By Dursun Kackar on Nis 5, 2025 in Uncategorized
1. Küresel Sistemin Doğuşu (1944 – 1971)
Temmuz 1944’te, Müttefik Devletler Nazi Almanyası’na karşı zafer kazanacaklarını öngörmeye başlamışken, başlıca ekonomik güçler ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods’ta toplandılar. Amaçları; uluslararası ticareti istikrara kavuşturmak, rekabetçi devalüasyonları engellemek ve savaşta yıkıma uğramış ekonomileri yeniden ayağa kaldırmaktı. Bu konferansta Amerikan doları, sabit kurla 1 ons altın = 35 dolar olacak şekilde altına çevrilebilir tek para birimi olarak kabul edildi. Diğer tüm para birimleri dolara endekslendi.
Bu seçim rastlantısal değildi: O dönemde ABD, dünya altın rezervlerinin %70’inden fazlasına sahipti ve savaştan neredeyse hiç zarar görmemiş tek büyük ekonomiydi. Endüstriyel kapasitesi devasa boyuttaydı ve Marshall Planı gibi yeniden inşa programları doğrudan dolar üzerinden finanse ediliyordu. Böylece dolar, dünya ticaretinin, yatırımların ve merkez bankası rezervlerinin temel aracı haline geldi. Amerika Birleşik Devletleri ekonomik güç yoluyla küresel hâkimiyet kurdu.
2. 1971: Altına Dönüştürülebilirliğin Sonu
1960’lı yıllarda, uluslararası ticaretin büyümesi, Vietnam Savaşı gibi askeri harcamalar ve kapsamlı sosyal programlar (Great Society) ABD’yi altın rezervlerinden daha fazla dolar basmaya itti. Fransa ve Batı Almanya gibi ülkeler, ellerindeki dolarları altına çevirmeye başladılar.
15 Ağustos 1971’de Başkan Richard Nixon, bu dönüştürülebilirliği tek taraflı olarak askıya aldı: Bretton Woods sistemi fiilen sona erdi. Dolar artık maddi hiçbir varlığa dayanmayan, yalnızca “güven”e dayalı itibari bir para birimine dönüştü. Bu, dünya para düzeninde tarihsel bir kırılma anıydı: uluslararası sistem artık altın standardına değil, ABD’nin ekonomik ve askeri gücüne olan güvene dayanmaya başladı.
Kısa sürede sabit kur sisteminin yerini dalgalı kur sistemi aldı. ABD, doların hâkimiyetini sürdürebilmek için 1970’li yıllarda Suudi Arabistan’la stratejik bir anlaşma yaptı: Amerika, Suudi Krallığına askeri koruma ve siyasi destek sağlayacak, buna karşılık Riyad, petrolü yalnızca dolar üzerinden satacaktı. Böylece tüm ülkeler enerji satın alabilmek için dolar toplamak zorunda kaldı. “Petrodolar” dönemi başladı.
3. Küresel Finansallaşma Dönemi (1980 – 2008)
Ronald Reagan’ın göreve gelmesiyle birlikte, ABD’de büyük bir ideolojik değişim başladı: finansal piyasaların deregülasyonu, sendikaların etkisizleştirilmesi, iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi ve sanayinin denizaşırı ülkelere taşınması (offshoring). Sermaye hareketlerinin serbest bırakılması yeni norm haline geldi. Wall Street, ağır sanayinin önüne geçti.
1980’de 2.500 milyar dolar olan küresel borsa piyasa değeri, 2008’e gelindiğinde 60.000 milyar doları aştı. Bu dönemde karmaşık finansal ürünlerde büyük bir artış yaşandı: türev ürünler, opsiyonlar, faiz swapları, kredi temerrüt takasları (Credit Default Swaps – CDS)… Bu ürünlerin toplam nominal hacmi, 600.000 milyar doları geçerek dünya GSYİH’sinin kat kat üstüne çıktı.
Bankalar, birkaç saniye içinde milyarlarca dolarlık varlıkları hareket ettirebilen küresel aktörlere dönüştü. Şirketler artık sadece üretim yapmakla değil, hisselerinin piyasa değerini artırmakla da ilgilenmeye başladılar. Hisse geri alımları, şirket birleşmeleri, bilanço finansallaşması normalleşti. Üretime dayalı kapitalizm, yerini getirime dayalı finans kapitalizmine bıraktı.
4. 2008 Krizi ve Sistemik Kırılganlıkların Yükselişi
2008’de patlayan subprime (yüksek riskli mortgage) krizi, sistemin yapısal zayıflıklarını gün yüzüne çıkardı: aşırı menkul kıymetleştirme, karmaşık ve şeffaf olmayan ürünler, aşırı kaldıraç kullanımı küresel bankacılık sistemini çöküşün eşiğine getirdi. Lehman Brothers iflas etti. Sistemin çökmesini önlemek için ABD Merkez Bankası (Fed), 3.500 milyar dolarlık varlık alımı gerçekleştirdi (Quantitative Easing – parasal genişleme).
Merkez bankaları, tabiri caizse “zombi kapitalizmin” patronlarına dönüştü: finansal varlıklar yapay biçimde desteklendi, ancak ekonomik büyüme zayıf kaldı. 2010 itibariyle dünya genelinde merkez bankalarının rezervlerinde 12.000 milyar dolardan fazla dolar bulunuyordu. Dünya hala dolara bağımlıydı, fakat bu güven her geçen gün zayıflıyordu.
5. Kademeli Dedolarizasyon (2010’dan günümüze)
2010’lu yıllardan itibaren, gelişmekte olan büyük ekonomiler yavaş yavaş dolardan kopmaya başladı. Çin, Rusya, İran, Hindistan ve diğer birçok ülke; kendi ödeme sistemlerini geliştirdi (örneğin Çin’in CIPS’i), yerel para birimleriyle ikili ticaret anlaşmaları yaptı ve büyük miktarlarda altın biriktirmeye başladı.
Doların küresel döviz rezervlerindeki payı 1999’da %72 iken, 2023 itibariyle %59’a geriledi. Rusya artık doğal gazını ruble ya da yuan ile satıyor. İran ve Çin ise riyal ve yuan ile ticaret yapıyor. 2022’de Şanghay Borsası, altına endeksli yuan üzerinden işlem gören bir petrol piyasası başlattı. Böylece petrodolara alternatif yavaş ama kararlı bir şekilde doğmaya başladı.
BRICS ülkeleri, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin merkez bankaları, altın rezervlerini önemli ölçüde artırdı. 2022 ve 2023 yıllarında, dünya genelindeki merkez bankaları yılda 1.000 tondan fazla altın satın aldı. Bu, 1950’lerden bu yana görülen en yüksek yıllık alımdır.
6. Saldırgan Gümrük Politikaları ve Küresel Ticareti Parçalama
Donald Trump döneminde Amerika Birleşik Devletleri, Çin’e karşı açık bir ticaret savaşı başlattı. 2018 yılında, Çin’den ithal edilen 250 milyar dolarlık ürüne %25 oranında gümrük vergisi uygulandı. Çin, benzer büyüklükteki Amerikan ürünlerine karşılık verdi.
Bu korumacı yaklaşım, küresel tedarik zincirlerini ciddi biçimde sarstı. ABD’nin Çin’e gerçekleştirdiği soya fasulyesi ihracatı 2016’da 36 milyar dolarken, 2019’da 12 milyar dolara düştü. Çin, Brezilya, Arjantin ve Rusya gibi ülkelere yönelerek yeni ticaret yolları oluşturdu. Bu ticaret rotaları, artık ne ABD’den geçiyor ne de dolar kullanıyor.
Ayrıca, bu ticari belirsizlikler, şirketlerin uzun vadeli yatırım planlarını zora soktu. Küresel ticaretin parçalanması; özellikle uluslararası zincirlere bağımlı çok uluslu şirketleri ve finansal piyasaları zayıflattı. Borsalar bu tür jeopolitik risklere çok duyarlı olduğu için, şirket değerlerinde ciddi dalgalanmalar yaşandı.
7. Küresel Finansın Gerilemesi ve Gerçek Sanayinin Geri Dönüşü
Koruyucu ticaret politikalarının yükselmesiyle birlikte, finansal yatırımlar daha oynak ve daha az güvenilir hale geldi. Dünya yeniden bölgesel bloklara ayrılırken, sermaye akışları da küreselden yerele yöneldi. On yıllardır aşırı değerlenen küresel borsa piyasaları artık gerilemeye başladı. 2024 itibariyle 110 trilyon dolar olduğu tahmin edilen küresel borsa değeri, 2040’a kadar 70 trilyon dolara kadar düşebilir.
Ancak bu gerileme, sadece bir çöküş değil; aynı zamanda bir yeniden doğuştur. Uzun süredir finansal baskı altında ezilen gerçek sanayi sektörleri yeniden nefes almaya başladı. Yerel şirketler, artık üç ayda bir açıklanan hisse senedi performanslarına değil, kendi müşterilerinin ve pazarlarının gerçek ihtiyaçlarına odaklanmaya başlıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde kaya gazı, doğal gaz ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda faaliyet gösteren enerji sektörü yeniden yükselişe geçti. Aynı şekilde, lityum ve nadir toprak elementleri gibi kritik madenlere sahip olan madencilik sektörü de stratejik önem kazandı. İnsan emeği, doğal kaynaklar ve fiziksel altyapı unsurları, artık birer ekonomik yük değil, yeniden değerlenen ve korunan stratejik varlıklar olarak görülmeye başlandı.
Sonuç
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Amerikan doları, küresel ekonomik düzenin dayandığı temel taşı olmuştur. Bu sistem; finans merkezli, küresel ticarete açık ve Amerikan gücüne olan güvene dayalı bir yapıydı. Ancak son yıllarda bu model tıkanmaya başladı. Dedolarizasyon süreci, ticaretin bölünmesi ve finansal sisteme olan küresel güvensizlik, yeni bir dönemin başlangıcını haber veriyor.
Yeni dönemde, daha bölgesel, daha üretime dayalı, daha dayanıklı bir ekonomik yapı yükseliyor. Dolar hegemonyasının sonu, bir çöküşten ziyade küresel kartların yeniden dağıtılması anlamına geliyor. “Post-dolar” dünyası, daha az finansallaşmış, daha çok gerçek üretime, kaynaklara ve yerel kalkınmaya dayalı bir dünya olabilir.