Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Amerikan donanması 22.5 milyar $ ARGE bütçesini hiçbir işe yaramayan savaş gemileri için nasıl yaktı? »

  • Zumwalt rezaleti işletme fakültelerinde ve askerî okullarda ders olarak okutulabilir: Çok pahalı, amacı belli değil ve Pentagon’un açıklamaları kimseyi tatmin etmiyor. Amerikan vergi mükellefleri ne işe yarayacağını bilmedikleri 3 Zumwalt savaş gemisinin her birine 7.5 milyar $ ödediler. Nedir?
  • Zumwalt sınıfı muhripler, kara hedeflerine odaklı, çok amaçlı hayalet gemiler olarak tasarlandı. Eskimekte olan zırhlı gemilerin yerini alması isteniyordu. Uzun Menzilli Kara Saldırısı Mermisi (LRLAP) atan toplar Zumwalt sınıfının ana silahı olacaktı.
  • Fakat kontrol edilemeyen sürpriz maliyetler yüzünden LRLAP ihalesi iptal edildi; silahlar kullanılamaz hale geldi. Bu yüzden ABD deniz kuvvetleri Zumwalt sınıfı gemileri yüzey savaşı için yeniden tasarladı. Tasarımdaki bu önemli değişiklikler gemileri “faydasız” hale getirdi ama…
  • Aslında bir “faydası” oldu: Zumwalt, on küsür yeni teknolojiyi tek bir savaş gemisine sıkıştırmanın ne kadar aptalca olduğunu çok güzel ispat etti. Üstelik en önemli silahları monte edilemedi. Çünkü mühimmat birim fiyatı 50.000 dolardan 1 milyon dolara tırmandı!
  • Neden böyle oldu? Günde 2 milyar $ harcayan Pentagon’da artık kimin kime hangi proje için para verdiği belli değil. Birinci sorun bu: Bürokrasinin içindeki vampirler. ikinci mesele stratejik vizyon eksikliği. Nedir?
  • Dünyanın en büyük destroyeri Zumwalt fikri doğarken soğuk savaş henüz bitmemişti. Geminin ilk bütçesi güdümlü füzelerle kara hedeflerini vurmak için onay almıştı (1994).
  • Fakat Berlin duvarının çöküşü “oyunun” kurallarını değiştirdi. Diğer yandan lazer, elektromanyetik top gibi silahların geliştirilmesi, Zumwalt’ın tasarımcılarını cezbetti ve 1 milyar $’lık ilk bütçe sürekli aşıldı. Yeniliklerle teslimat tarihi ertelendikçe tasarıma yeni “yenilikler” eklendi…
  • Kıyı bombardımanı için başlanan gemi sonunda açık denizde muharip görevler için dönüştürüldü. Dronlara ve sesten hızlı gemisavar füzelere karşı yeni sistemler eklendikçe Zumwalt’ın otomasyon ve enerji altyapısı da defalarca değiştirildi.
  • ARGE bütçesi ve tasarımdaki kontrolsüzlükten kaynaklanan yüksek maliyetler bürokratlar tarafından tazmin ediliyor. Nasıl? Üretilecek toplam gemi/uça sayısı azaltılıyor. fakat bu “ayarlamanın” bedeli insan hayatı ile ödeniyor. Neden?

Read the rest

Rus politikasının değişmeyen 7 ilkesi: Çarlık Rusya’sından Stalin’e, Gorbaçev’den Putin’e… »

  1. Stalin Raporu: Nikita Kruşçev CIA ve MOSSAD’ı nasıl kullandı? »
  2. KGB’nin kayıp hazinesi… »
  3. Putinizm, küresel sermaye ve Rus savunma refleksi »
  4. Kore savaşı hakkında çok bilinen yalanlar ve az bilinen gerçekler… »
  5. Rus derin devleti nedir ve nasıl çalışır? »
  6. Rusya Aforizmaları »
  7. Rusya, Çin ve ABD’nin yeni pokeri: Düşük yoğunluklu sürekli savaş »

ABD başkanı Trump neden Grönland’ı satın almak istedi? »

  • Emlâkçı Donald Trump hayatının en büyük emlâk operasyonunu ıskaladı… Hatırlayın; geçen yaz (16 Ağustos 2019), Danimarka’dan Grönland’ı almak istedi. Başbakan Mette Frederiksen net bir şekilde “hayır” dedi. Emlâkçı küstü; Kopenhag gezisini iptal etti. Klasik Trump küstahlığı? Sayılmaz… Neden?
  • Bu Amerika’nın Grönland’ı ilk satın alma denemesi değil. 1867’de ABD başkanı Andrew Johnson ve 1946’da Harry Truman da savaşmadan bu toprağı almaya çalışmıştı. Hatta Truman 100 milyon $ dengi altın teklif etmişti. (Üstelik doların gerçekten değerli olduğu yıllardı.)
  • Vatan toprağının bedelini kanıyla ödeyen milletler için bu satın alma tuhaf gelebilir. Amerikan zihniyetinde ise “vatan = arsa” denebilir.
  • ABD kurulduğu günden beri birçok yeri satın almıştır: Alaska’yı Ruslardan (1867), Louisiana’yı Fransa’dan (1803), Florida’yı İspanya’dan (1810), Kaliforniya’yı Meksika’dan (1848)… Tabi “satmazsan silahla alırım” gibi bir tehdit de savuruyorlardı genellikle…
  • Peki Danimarka hiç toprak satmamış mı? Satmış; hem de Amerika’ya: Virgin adaları (1917). Grönland’a bakalım şimdi: 2 milyon km2 yani Türkiye’nin 3 katı ama sadece 55.000 İnuit yaşıyor. Orta Asya kökenli bu halk uzaktan akrabamız olur.
  • İnuitlerin vatanı Grönland yarı bağımsız; özel statüye sahip bir bölge. Bağımsızlığını ilân etmesi de muhtemel. Son seçimlerde halkın %75’i özerkliğin arttırılması yönünde oy kullandı. Mecliste bağımsızlık yanlısı vekiller 2021’den itibaren tam bağımsızlık istiyor.

Read the rest

Jeopolitik ve diplomaside temel kavramlar »

  • Türkiye’nin dış politika stratejisini nasıl okuyabiliriz? Türkiye ağırlığını savaştan yana mı koydu yoksa barış ve istişare mi? Bütün bunlar ekonomik hedeflerle nasıl bağdaşıyor?
  • Türkiye askerî üsler açarak Akdeniz’e sıkışmış bir ülke olmayı reddediyor. Aynı zamanda diplomatik temsilci sayısında süper güçlere yetişti; pazarlık ve istişare mesajı veriyor. İhracattaki istikrarlı artış ise ekonomik savaşta iddia sahibi olduğumuzu gösteriyor.
  • Uluslararası ilişkileri, enerji savaşlarını tahlil eden uzmanlar bu sahaya has kelimeleri serbestçe kullanırlar ama günlük hayattan alınıp jeopolitik terim haline getirilen bu kelimeler sözlükteki mânâlarının ötesinde bir takım gerçekliklere işaret ederler. Nedir?
  • Global Diplomacy Index’e göre dünyada en fazla elçilik sahibi ülkelerin 6cısı Türkiye; 5 süper gücün hemen arkasındayız. Jeopolitik ve diplomasi uzmanlarının sıklıkla kullandığı aktör, güç, soft power, stratejik ve taktik hedefler gibi mühim kavramlar ne mânâya geliyor?
  • Jeopolitik, “coğrafyanın siyaset ve diplomasiyle olan münasebetini inceleyen sosyal bilim” diye tarif edilebilir. Bu bize 3 soru getirir:
    1. Siyasetin ve diplomasinin aktörleri kimlerdir?
    2. Aktörlerin “oyuna” sokabilecekleri güçler nelerdir?
    3. Aktörlerin menfaatleri, incelenen coğrafyada nasıl çatışır/birleşir?

Önce aktörler: Devletler, uluslararası kuruluşlar (BM, WHO, Interpol…), siyasî partiler, ekonomik, dinî, ideolojik amaçlı vakıf ve dernekler, azınlıklar, sıradan vatandaşlar, terör örgütleri… Bunlar menfaat icabı birlikte hareket eder veya biri diğerini paravan/maşa olarak kullanabilir.

Read the rest

Harvard Üniversitesi’nden iki ünlü ekonomist neden yalan söyledi? »

  • Siyasî meselelerin hemen hepsinin ekonomik boyutu var. Terör işsizlikten beslenebilir meselâ. Ülke ekonomisini iyi götüren bir iktidar başka konularda yetersiz olsa bile halktan destek alır. Peki ekonomistlerin bilimsel teorilerine, istatistiklerine güvenebilir miyiz?
  • 2008 krizinde Harvard Üniversitesi’nden iki ünlü isim, K. Rogoff ve C. Reinhart bir makale yayınladılar. Üstelik dünyanın en güvenilir ekonomik yayınlarından birinde: The American Economic Review. Makalenin ismi “Borç döneminde büyüme” (Growth in a time of debt).
  • Araştırmanın amacı kamu borcu ile büyüme arasındaki ilişkiyi araştırmak. Ünlü ekonomistler en zengin 20 Batı ülkesinin 1946’dan 2009’a kadar olan GSMH ve borç verilerini taramışlar: Avrupa ülkeleri, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda, Japonya…
  • Ülkelerin ekonomik büyüklükleri çok farklı olduğu için uzmanlarımız kamu borcunu GSMH’ya oran olarak ifade etmişler. Yani X milyar $ borç değil GSMH’nın %45’i gibi. Tabi bazı ülkelerde bu oran %100’ün üstünde; bu bir hata değil.
  • Araştırmanın sonucu ne? Ülkeleri 4 sınıfa ayırmışlar: GSMH’nın %30’undan az borcu olanlar, %30-%60 arası, %60-%90 arası ve %90 üstü. Uzman ekonomistlere göre %90’a kadar sorun yok ama bu sınırın üstünde bir borçlanma büyümeyi durduruyor hatta ekonomiyi küçültüyor.

  • %90’da bulunan bu “eşik etkisi” bilimsel makalenin ana fikri. 2010’da yayınlanan makalenin siyasetçiler üzerindeki etkisi büyük oldu: Hemen her batı ülkesinde bakanlar, vekiller “kriz bile olsa borç GSMH’nın %90’nı geçmesin yoksa yandık, battık” diye nutuk attılar.
  • Somut olarak? Bütün bu ülkelerde kemer sıkıldı; kamu harcamaları kısıldı ve eğitim, sağlık, güvenlik, içme suyu gibi hayatî sahalar özel sektöre açıldı. Bu dönemin hemen bütün siyasî tartışmalarında K. Rogoff ve C. Reinhart’ın makalesinden alıntılar yapılıyordu.
  • Amerikan senatosundan 40 senatör bu iki uzman ile özel toplantı yaptılar; soru ve cevaplar “The Debt Bomb” (borç bombası) adıyla kitaplaştırıldı. Avrupa ekonomi bakanı Olli Rehn ve İngiliz finans bakanı George Osborne resmî mektup ve nutuklarda %90 borç bombası tezini papağan gibi tekrarlıyorlardı.
  • Harvard’lı ekonomi uzmanı K. Rogoff ve C. Reinhart’ın makalesi Avrupa ve ABD medyasında büyük yani buldu. Akademisyenler de Google scholar’a göre 3300 kez (Nisan 2020) bu makaleye referans verdiler. Ama bu makalede çok sayıda acemi hatası vardı. Nedir?

Read the rest

İsrail neden 37 Amerikan askerini öldürdü? »

  • İnanması güç geliyor: İsrail ordusuna ait 3 hücum bot, 2 Mirage ve 2 Mystère jeti bir Amerikan savaş gemisine saldırıyor; 37 Amerikan askeri ölüyor; 200’e yakın yaralı var. Gemi neredeyse batacak; soğuk savaşın ortasında 2 Rus destroyeri gelip Amerikalıları kurtarıyor.
  • Rusların sayesinde Malta’ya sığınıp batmaktan kurtulan gemi o kadar kötü bir halde ki, ABD’ye getirilince doğrudan hurdaya gönderiliyor… Yoksa bazı delillerin ortaya çıkmasından mı korkuluyordu? Bakalım ne olmuş? Kurtulan askerler ne yaşamışlar?
  • Tarih 8 Haziran 1967, 6 gün savaşı bitiyor; Sina yarımadası açıklarındayız. USS Liberty’nin vurulduğu yer uluslararası sular. Sıradan bir gemi değil bu; dev “kulaklara” sahip. ABD zaten bölgedeki bütün hükümetleri ve askerî haberleşmeleri dinliyor ama…
  • Uss Liberty’nin sahile yaklaşması, artık “taktik” haberleşmelerin de dinlendiği anlamına geliyor: Yani İsrail, Suriye ve Mısır’ın birlik hareketleri, lojistik yolları, mühimmat, su ve yakıt tedariki Amerikan ordusunca takip ediliyor.
  • Tabi şöyle bir soru gelebilir: “İsrail ordusunun ABD tarafından takip edilmesinden neden rahatsız olsun?” Zaten ekonomisi, silahları, petrolü… Kısacası hayatta kalması tamamen ABD’ye bağımlı olan İsrail ile ABD’nin menfaatleri nasıl ayrılabilir? Dahası var tabi…
  • Haydi ciddi bir menfaat çatışması var diyelim. İsrail ne cüretle bir Amerikan gemisini batırabilir? Amerika’nın olaya verdiği tepkideki tuhaflıklara bakmadan önce garip bir ayrıntı: Saldırı bir uyarı atışına benzemiyor. Neden?
  • USS Liberty’nin bombalanması 1.5 saat sürmüş ve denize atılan filikalar bile makineli tüfekle taranmış. Yani geriye tanık bırakmak istemiyor İsrail pilotları. Hücum botlar birkaç torpil atıyor; ıskalıyorlar ama bir tanesi isabet ediyor. Yani gemiyi gerçekten batırmak istiyorlar.

Read the rest

Kayı- I, Ertuğrul’un Ocağı / Ahmet Şimşirgil »

“Tarih kitaplarımız haçlıların en büyük zaferidir”

Tarihine bu kadar yabancı kalmış, idraklerine vurulan zincirleri kırmaya dahi takati olmayan bedbin bir milletin yaşadığı kimlik bunalımını çok güzel ifade etmişti Cemil Meriç. Genç beyinlere ilmek ilmek işlenen resmi tarih, 3 kıtaya adalet dağıtmış bir medeniyeti zıptı çıktı uygarlıklara taklide mahkûm etmiş, kadirşinas bir milleti Osmanlı’ya karşı harfendaz bir düşüncesizler yığınına çevirmeyi maalesef başarmıştı. Osmanlı’yı Kuruluş-Yükselme-Gerileme-Yıkılma zindanına hapseden resmi tarih anlayışıyla mücadele etmek ve murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak anlayışını tekrar canlandırmak elbette çetin bir iş olacaktı. Kalemiyle tüm bu karalamalarla cenk edebilmek ise ayrı bir tarih şuuru gerektirecekti. Bu doğrultuda, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in “Kayı” serisi, gıpta edilen, özlenen ve mazlum coğrafyaların yürek bohçalarında ağıt ve umutlarla beklediği Osmanlı’yı bize gösteren nadide bir eser olması açısından okunmaya ve nesillerimize okutturulmaya layıktır.

Kayı serisi 10 ciltten oluşan ve Osmanlı tarihini baştan sona irdeleyen bir yapıt olup, serinin ilk eseri olan Kayı – Ertuğrul’un Ocağı adlı kitap 5 bölümden oluşmaktadır. (Osman Gazi, Orhan Gazi, Murad-ı Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed)

BİRİNCİ BÖLÜM

OSMAN GAZİ

Yine Osman Gazi’nin kılıç hakkı ile fethettiği Karacahisar’a pazar kurulmaya başlanmıştı. Germiyan vilayetinden bir kimse gelip Osman Gazi’nin huzuruna vardı ve “Bu pazarın bacını bana satın” dedi.

 Osman Gazi, “Bac da ne ki?” diye sorunca o şahıs:

 “Pazara yük getiren herkesten akçe almaya denir” dedi.

 Osman Gazi: “Bu pazara gelenlerden alacağın mı var ki, onlardan akçe isteyeceksin” deyince adam: “Bu eskiden beri adettir. Her yükten padişah için akçe alırlar” dedi. Osman Gazi hiddetlendi:

Read the rest

Akıncı’nın jeopolitik satranç tahtasındaki neticeleri »

  • Libya’da Rus PANTSIR’lere kan kusturan Bayraktar TB2 150 kg faydalı yük taşıyordu. 5 tonluk Akıncı ise neredeyse 1.5 ton! 12 km servis tavanı ile Akıncı F16’ya yaklaşıyor. Tabi kimse SİHA’ların (şimdilik) dog fight yapmasını beklemiyor ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
  • PANTSIR’lerin vurulması, teknik üstünlüğün zafer için yetmediğini gösterdi. Neden? Tek bir TB2, çölün ortasında tek bir PANTSIR’e saldırsaydı, SİHA füzesini ateşleyemeden radarda görülür ve düşürülürdü. Ama…
  • Ama gerçek muharebede bir hava savunma ağına entegre olmayan birimler kördür. Zira PANTSIR gibi araçlar teknik olarak farklı irtifalardaki uçakları vurma kapasitesine sahip olsalar bile savaş ortamında bunu yapamazlar. Bir tür “dayanışma” gerekir. Bir benzetme ile açalım…
  • Sayı üstünlüğüne sahip ve silahları daha kaliteli bir grup askerin ormanda savaştığını kabul edin. Zayıf birliğin tek üstünlüğü telsiz olsun. Haberleşme sayesinde zayıf olanlar düşmanlarını pusuya düşürebilirler; küçük gruplara bölüp etraflarını sarabilirler.
  • Kısacası savaşan birimler arasındaki bilgi akışı ve kaliteli komuta, düşmanın teknik üstünlüklerine rağmen zafer getirebilir. İşin ilginç yönü, Ruslar daha önce bu entegrasyonu ABD’ye karşı kullanmış ve bir “hayalet” uçak düşürmüşlerdi.
  • Başka veçhe: Seyir füzesi atabilen Akıncı’nın yeni versiyonlarında mutlaka jet motoru kullanılacak. Çin ve ABD gibi Türkiye’nin de çok yakında ses hızına erişebilen SİHA’lara sahip olması muhtemel. Bugünkü kapasitesiyle bile F16’larımızın üzerindeki yükü hafifletebilir. Meselâ?

Read the rest

Karbon 14 testine ne kadar güvenebiliriz? »

  • Zaman zaman gazetelerde okuruz: “Filan cisim İsa’dan (a.s.) kalmış olamaz çünkü ahşap malzemesi karbon 14 testine göre 700 yaşında”. Bazen de tablolar, heykeller incelenir; sahtekârlar ortaya çıkarılır. Peki bu test gerçekten tarihi gösterir mi? Nasıl çalışır? Hata payı nedir?
  • Başlangıçtan başlayalım: Atom, bildiğiniz gibi çekirdekteki proton ve nötronlar ile etrafında “dönen” elektronlardan oluşur. (Dikkat: Bu basitleştirilmiş bir modeldir; gerçeğin kendisi değildir.) Pozitif yüklü proton sayısı atomun kimyasal vasıflarını tayin eder. Meselâ?
  • Meselâ 8 proton oksijen, 2 proton helyum, 6 proton karbon… Ya nötron? Genellikle protona eşit miktarda olsa da, nötron sayısı bazen değişir ve aynı elementin farklı sayılarda nötronlu şekillerine “izotop” denir.
  • İzotoplar, nötron ve proton sayıları toplanarak ifade edilir ve atom simgesinin sol üst köşesine yazılır: Helyum 3, Helyum 4,…
  • Teorik olarak bir sürü izotop hayal edebiliriz ve bunları laboratuvar şartlarında suni olarak üretebiliriz. Ama tabiatta bulabileceğimiz izotoplar çok daha azdır ve “istikrarsız” durumdadır yani nükleer tepkime ile dönüşme temayülündedir.

Read the rest

Bir kelebeğin kanat çırpması fırtına başlatabilir mi? »

Not: Bu silsile önemli grafikler ve formüller içermekte. Twitter’daki yayından görselleri incelemenizi tavsiye ederiz.

 

  • Edward Lorenz’in “Brezilya’daki bir kelebeğin kanat çırpması Texas’ta bir kasırgaya neden olabilir mi?” başlığını taşıyan makalesi bilim dünyasında fikrî bir kasırgaya sebep olmuş ve insanları kaos üzerine düşündürmüştü. Neden?
  • “Kaos” denince aklımıza karmaşa, beklenmedik felaketler gelir. Ama matematikte bu kelimenin mânâsı farklıdır. Kaos teorisi (teorileri) dinamik sistemleri yani zaman içinde değişen sistemleri inceler: Bir sarkacın hareketi, gezegenlerin dönüşü, Kenya’daki zebraların nüfusu…
  • Bilim adamları tabiatı incelerken bir soyutlama yaparlar yani gerçek dünyayı sadeleştirip formüllerle ifade ederler. Bu formüller onlara “geleceği görme” imkânı verir. Meselâ bir sarkacın ilk bırakılma anındaki açısı vs biliniyorsa “t” zamanı yerine 15 koyarak 15ci saniyedeki yerini bulmak gibi.
  • Burada bilim adamının işini kolaylaştıran şey, dinamik sistemin öngörülebilir (determinist) olmasıdır. Sürpriz, şans yoktur. Biyolojik sistemlerde dahi böyledir. Meselâ kuraklık sırasında ölecek zebraların sayısını hesaplayıp çiftleşme, doğum vs tahminler (asgarî bir hata payıyla) yapılabilir.
  • Bu tip basit sistemlerde ikinci bir ortak nokta şu: Parametrelerdeki küçük bir değişik sonucu pek fazla değiştirmez. Meselâ bir gülleyi 48° değil de 49° açıyla fırlatırsanız izleyeceği yol ve düşeceği nokta diğerine çok yakın olacaktır.
  • Aynı sebepler aynı sonuçları doğurur; yakın sebepler ise yakın sonuçları. Bu illiyet, nedensellik,  determinizm, tahmin edilebilirlik, Newton fiziği… Bütün bunlar insanların sezgisine uygundur. Bu yüzden kolaylıkla öğreniriz.
  • Ama bazen işler bu kadar basit değildir. Bilardo oynadıysanız ufak bir açı farkının ne çok şeyi değiştirdiğini görmüşsünüzdür. Fizikçilerin yakından incelediği bir diğer örnek çift sarkaç yani bir sarkacın ucuna bağlı ikinci bir sarkaç. Sistemin davranışı, başlangıç verilerine çok farklı olabiliyor.
  • Çift sarkaç tamamen kontrolsüz, öngörülemez bir hareket mi yapıyor? Hayır; onun da bir formülü var ama tek sarkaca kıyasla çok daha karmaşık ve ilk değerlerdeki ufacık bir sapmaya karşı çok hassas…
  • İşte bu hassasiyet yüzünden sistem insan zekâsı için “öngörülemez” oluyor. Yani gerçekte yine bir determinizm var ama bizim tahayyül gücümüzün ötesinde… (Bkz. Kaos / Chaos / хаос / χάος / فوضى)

Read the rest