Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Çin neden bu kadar güçlü? »

  • Uygurlara ağlayan gözler dün Suriye, Irak, Afganistan, Filistin ve Arakan’a ağlıyordu. Çin, ABD ve Rusya’ya aynı anda posta koymadan düşünelim: Kanada’da yaşadığım acayip bir şeyi anlatacağım. Dinleyen anlatandan ârif olsa gerek…
  • Çin’deki Uygurlara yapılan eziyet gündemde. Türkiye Çin’e tek başına diş geçiremez; bunu biliyoruz. Ama neden bu haldeyiz? Nasıl düzeliriz? Bunu konuşalım.
  • 1991 senesinde Kanada’ya gittim; Ottawa Üniversitesi; Bilgisayar ve Yazılım Mühendisliği. O sene Türkiye’nin GSMH’sı bugünkünün yaklaşık dörtte biri yani 208 milyar dolar. Çin’in GSMH’sı 413 milyar $ yani Türkiye’nin 2 katı bile değil. Ya bugünkü durum ne?
  • Bugün Türkiye 850 milyar $; Çin 12 trilyon yani Türkiye’nin 14 katı. Ne oldu da biz onlar kadar ileri gidemedik? Darbe? Enflasyon? Savaş? Çin’de sorun yok mu? Hindistan ile Keşmir; Pakistan’daki terör, Sovyetlerin çöküşüyle Orta Asya’ya kurulan NATO üsleri… Başka bir şey olmalı.

  • Evet, Kanada’ya geri dönelim. Ottawa Üniversitesi’nde doktora öğrencilerine bir tür asistanlık yapıyordum. Onlar SLAM II dilinde benzetim/simülasyon yoluyla çalışan bir yapay zekâ programı yazıyorlardı. Proje o kadar büyüktü ki; 20 doktora öğrencisinin tezi projeye dâhildi.
  • Projenin amacı? C dilinde yazılmış hava kontrol programlarının kodunu okuyup algoritma hatalarını bulan ve çözen bir program yazmak. Zira insan analistler, milyonlarca satıra erişen programları analiz edemiyordu. Yapay zekâ kullanan yazılımlar insanların yapamadığını yapacaktı.
  • Benim görevim veri tabanları arasındaki bağlantıları labirent gibi modelleyip en kısa “yolu” bulan bir algoritmayı Prolog diliyle yazmaktı. Çin ile ne ilgisi var bütün bunların? … Ekibimizdeki doktora öğrencileri içinde Çinlilerin sayısı, Kanadalı öğrencilerden fazlaydı!
  • İlk gün bunu görünce çok şaşırdım ve proje müdürüne sebebini sordum. Pekin, öncelikli teknolojileri olan yapay zekâ ve yazılım mühendisliğinde her yıl bütün gelişmiş ülkelere binlerce doktora öğrencisi gönderiyordu.

Read the rest

Çin’deki tuhaf gıdalar üzerine… »

Çin tarihinde çok sayıda açlık yaşanmıştır. Çin, coğrafyası itibarıyla gıda üretim kapasitesi düşük bir ülkedir. Verimli toprak ve su azdır. Sürekli sel ve kuraklık yaşanır. Eski Çin’de imparatorlar o sene zengin olan bölgelerden alıp fakir bölgelere yardım yaparlardı. Bugün ise Çin’de verimli topraklar ve su kaynakları dengesiz bir şekilde dağılmıştır. Üstelik batıdaki ovalar şehirleşme yüzünden kaybedildi ve su kaynakları kirlendi.

Mao’nun aptallığı yüzünden başlayan büyük açlık sırasında insanlar birbirlerinin çocuklarını bile yemişlerdi. Kısacası Çinliler asırlar boyu her türlü böcek vahşi hayvan ve bitkiyi, hatta çürük şeyleri bile yemek zorunda kaldılar.

Read the rest

Çin’de Su, Hava ve Toprak Kirliliği »

  • Görmediğimiz Çin… Senelerdir %10 büyüme hızı, robotları, uzaydaki uyduları ile göz kamaştıran Çin, bu zenginliği biriktirmek için ucuz maliyetle işçilerini köleleştirirken tabiatı da feda etti. Nedir?
  • Çin bir süredir CO2 kirliğinde ABD’nin önüne geçerek dünya 1cisi oldu. Aslında şaşıracak bir şey yok zira G20 ülkelerinin üretimleri bu ülkeye kaydı. Ancak Çin’deki elektriğin %50’si kömürden geliyor. Astım, akciğer kanseri gibi hastalıklarda patlama var.
  • Çin’i yönetenler deli mi? Değil tabi. Ülkede çok kömür var ve madenler büyük şehirlere yakın. Termik santral kurup elektrik üretmek ve Pekin, Şangay, Hong Kong gibi nüfus yoğun bölgelere az kayıpla taşımak birim maliyeti düşürüyor.
  • Çin’in baş döndüren ekonomik yükselişi arkasında kirlilik var: Hava, su ve toprak kirli. Çocuklar sakat doğuyor, erken ölüyor. Böyle giderse 30-40 yıl içinde ülkeyi ayakta tutacak bir gençlik kalmayabilir. Üstelik tek çocuk baskısı yüzünden çok hızlı yaşlanan bir nüfus söz konusu
  • Çin’in doğusu, liman bölgeleri çok zengin ve refah yüksek ama bu köylerinden kopartılıp köle haline getirilen batılı köylülerin çok ucuza çalışması sayesinde mümkün oldu. Bugün ortalama refah seviyesi Avrupa’nın çok gerisinde ama kişi başı CO2 emisyonu Fransa’ya yakın!

Read the rest

Neden uyumuyoruz? »

  • Az uyuyunca daha çok yaşama imkânı mı buluyoruz? Daha çok kazanmak, üretmek, tüketmek ve eğlenmek… Uyku problemini tamamen çözdüğümüzde rüya görmeyen bir insanlık mı çıkacak ortaya? Robotlaşmış, hayvanî arzuları dışında hiç bir şeyi olmayan bir insanlık?
  • Modern hayatın hakim olduğu şehirlerde ortalama uyku süresi 6.5 saat. Bizden önceki kuşak 8 saat uyuyordu. 1986-2020 arasında gençlerdeki (15-17 yaş) uyuma süresi 55 dakika kısaldı.
  • Uyku eksikliği, gençlerdeki şişmanlık ve şeker hastalığının temel sebeplerinden. 5-7 saat uyuyan insanlarda kalp hastalıkları %100 artıyor.
  • 19cu yüzyıldan başlayarak sokakların aydınlatılması tehlikeleri azaltırken gecelerimizi ikinci bir gündüze dönüştürdü.
  • Gece uyumak yerine sinema, lokanta vb yerlerde tüketmek mümkün olunca gece çalışmak mümkün hale geldi. Toplumun bir kısmı gece çalışınca uyumak isteyen “fakirleşti” yani satın alma gücü azaldı. Haliyle gece üretmek mecburi oldu.

Read the rest

Şanghay İşbirliği Örgütü Türkiye için Avrupa Birliği’ne bir alternatif olabilir mi? »

  • PKK’ya destek olan, FETÖ’ye kanat geren, daima Kıbrıs’ta Yunanistan’ı, Kafkaslar’da Ermenistan’ı tutan ABD ve Avrupa yerine Avrasya’da güvenli limanlar bulabilir miyiz?
  • Türkiye kuruluşundan itibaren yüzünü Batı’ya döndü. NATO, OECD, Avrupa Birliği… Ekonomisi, güvenlik ve dış politikası Batı’nın gölgesinde ilerledi. Tahran ve Moskova ile yaptığı her iş birliği ise “eksen kayması” çığlıklarıyla protesto edildi. Türkiye için doğru yol hangisi?
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) yerine Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olabileceğini açıklamasının ardından projektörler ŞİÖ’ne çevrilmişti. Bu sinyal nedense çabuk unutuldu.
  • Oysa o tarihte (Kasım 2016) Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Geng Şuang, Türkiye’nin ŞİÖ’ye üyelik başvurusu yapması durumunda bu başvuruyu değerlendirmekte istekli olduklarını söylemişti.
  • Rusya Parlamentosu’nun üst kanadı Federasyon Konseyi’nin Savunma Komitesi üyesi Aleksey Puşkov ise “Türkiye’nin ŞİÖ üyeliği Erdoğan için mantıklı bir adım olur. AB’den farklı olarak ŞİÖ üyeleri tamamen egemen” demişti.
  • NATO, AB, OECD, BM ve UNICEF gibi BM organları sürekli gündemde ama en az bunlar kadar önemli olan ŞİÖ nedense ilgimizi çekmiyor. Oysa çekmeli. Neden?
  • ŞİÖ ülkeleri dünyadaki karaların %25’ini, dünya nüfusunun %40’ını, küresel GSMH toplamının %20’sini teşkil ediyor (2018). Tabi örgütün liderliği Pekin ve Moskova’nın elinde. İki resmî lisanın Rusça ve Çince olması, bu asimetrinin görünen ucu. ŞİÖ’den önce liderlerine bir bakalım…
  • Çin ve Rusya liderleri sık sık bir araya gelip ne kadar iyi anlaştıklarını(?) dünyaya gösteren pozlar veriyorlar. Yakın tarihte komünizm çatışı altında birleşemeyen bu iki süper güç, devlet kapitalizminde ittifak edebilir mi?
  • Rusya ve Çin soğuk savaşta, ortak Amerikan tehlikesi karşısında bile ittifak edemediler; ayak oyunları yaptılar.

Read the rest

Satılık Demokrasi »

  • Amerika’da demokrasinin kilosu kaça? Bir senatörün yıllık kirası nedir? ABD başkanı kaça satılır? Doğayı kirletmek, işçileri sömürmek ve ABD ordusunu bir ülkeye saldırtmak için kime ne kadar para vermek gerekir?
  • ABD’de kongre üyesi seçilmek için en az 5 milyon dolar bulmak gerekiyor. 2014’te senatör Thom Tillis’in seçilmesi için 120 milyon$ harcandı. Bu ABD için bir rekordu. 2016’da bu rekor 126 milyon $ ile kırıldı (New Hampshire). 2018’de yeni rekor: 160 milyon $! (Rick Scott, Floride)
  • Bu para masaya konmadığı zaman, seçmenler adayın ismini, yüzünü tanımıyor. Kongre adayları bu parayı toplamak için sürekli varlıklı insanlarla konuşmak, zenginler için öncelikli olan sorunları anlamak ve bunu göstermek zorundalar.
  • Telefonla binlerce kişiyi aramak, toplantılar düzenlemek ve sosyal medyada görünmek gerekiyor. Kasket, tişört, logo, şarkı…
  • Adayların para ihtiyacını bilen zenginler, adayların siyasî görüşüne bakmadan, sadece kazanma ihtimaline göre yardım yapıyor. Yani kazanmak için bütün atlara oynuyorlar.
  • Biraz da bu yüzden, demokrat veya cumhuriyetçilerin kazanması, sıradan Amerikalıların hayatında hiçbir şeyi düzeltmiyor. Zira seçimi kazanan, liberal ekonomi veya sosyal demokrasi değil; sadece zenginler. Senatörler siyasetçi değil sermayenin menfaatini savunan birer noter oluyor.
  • Seçilmiş ve atanmış isimlerin kontrol edilmesi ile lobi faaliyetleri üzerine bir silsile yayınlamıştık daha evvelden. Burada ise demokrasinin mekanizmaları ile ilgili noktalara değineceğiz…

Read the rest

Enerji dünyamızın gizli kahramanı: Kömür »

  • Avrupa ve ABD başta olmak üzere bütün gazete ve TV’ler enerji dönüşümünden bahsediyor. Seminerler, kanunlar, uluslararası anlaşmalar…Kyoto, Paris… “Küresel ısınmaya çare bulundu: Rüzgâr, güneş, dalga, biomas…”. Garip olan, insanlık her zamankinden daha fazla kömür yakıyor.
  • Dünyadaki CO2 salınımı yaklaşık %49 kömür kaynaklı. Neden? Kömür ucuz ve bol. Halen 900 milyar ton kömür yer altında, çıkartılıp yakılmayı bekliyor. Dünyada aktif halde 2500 kömür santrali var. Yaklaşık 120 sene insanlığa yetecek kadar kömür varken kim güneş panosuyla uğraşır?
  • Tabi kömürle çalışan tren ve gemi kalmadı; üstelik çıkartılması, nakliyesi zor. Petrol ve gaz ise kolay. Ama kömürü taşımak yerine çıktığı yere termik santral kurup elektriği büyük şehirlere taşıyabilirsiniz. Zaten ABD, Almanya, Çin, İngiltere gibi kömür sever devletler de böyle yapıyor.
  • Çin tek başına dünyadaki kömür tüketiminin %51’ini gerçekleştirir. 1980-2008 arası kömür kullanımı %400 arttı. Sebep Çin’in para kazanma hırsı mı? Yoksa zengin ülkelerin kirli endüstrileri Çin’e kakalaması ve kendi işçilerine maaş vermek yerine ucuz Çinli köleleri tercih etmeleri mi?
  • Enerjisinin %75’ini; elektriğin %82’sini kömürle üreten Çin, dünyadaki güneş panolarının %60’ını üretir. Matrak? Panoların teknik ömrü bitince geri kazanım için (kömür elektriği ile) öğütülmesi için (mazotla çalışan) gemilere koyup Çin’e yollayacağız.
  • FaceBook veri merkezlerinin kullandığı enerjinin %40’ı, Apple Cloud sunucuları için gerekli elektriğin %55’i kömürden elde ediliyor. Yani logoları yeşil yapmakla, her yere güneş resmi koymakla sayısal hizmetler çevreci olmuyor.

Read the rest

Lobi faaliyetleri hukuk devletini nasıl yıkar? »

  • Devlet yöneticilerinin ekonomi ile ilgili kanun yaparken iş dünyası ile istişarede bulunması makûl görünüyor. Ama kanun metnini iş adamlarının yazıp vekillere getirmesi biraz aşırı değil mi? Avrupa Birliği’ni ve ABD’yi zehirleyen lobiler Türkiye için de büyük bir tehdit. Neden?
  • ABD senatosu, AB vekilleri veya TBMM fark etmez. Bu insanlar nükleer enerjiden bankaya, ilaçlardan eğitime kadar her konuda kanun yapıyor. 300-400 vekilin bu kadar farklı konuda uzman olması imkânsız; danışmanları var. Peki devlet memuru olmayan kişilere danışmaları meşru mu?
  • Suç, aile, kadın, azınlıkar gibi konularda STK’lar var. Deprem konusunda üniversite hocaları sık sık devreye giriyor. Depreme dayanıklı şehirlerin inşaa edilmesi konusunda kanun yaparken bir kaç inşaat şirketine danışmak da mantıklı görünüyor. Ama…
  • Bir “ama” var burada. Meselâ Türkiye’nin en büyük 5 inşaat şirketinden oluşan bir “müteahhit meclisi” kurduk diyelim. TBMM’ye tavsiyelerde bulunacak. Küçük inşaat şirketlerini ezecek tavsiyeleri kim, nasıl engelleyebilir?
  • Büyük inşaat şirketleri “deprem güvenliği” bahanesiyle öyle standartlar tavsiye ederler ki küçükler bunları uygulayamaz. Ya ihalelerden çekilmek yahut büyüklerin taşeronu olmak zorunda kalır. Haliyle şantiyelerin kârı büyüklere, riskleri ise küçüklere aktarılır.
  • Biz inşaattan örnek verdik ama serbest rekabeti engelleyen bu tür gizli korumacılık her sektörde olabilir. İlaç ve gıda gibi sektörlerde ise doğrudan halk sağlığını tehdit eden durumlarda TBMM’nin seyirci kalması sağlanabilir.
  • Elbette her büyük firmanın ahlâksız, her vekilin rüşvetçi olduğunu iddia etmiyoruz. Ama bir sektörün menfaatleri savunulurken başka sektörler, işçiler yahut aynı sektörün küçükleri veya halkın menfaatleri ezilebilir. İlaç firmalarının sabıkası çok kabarık.
  • Lobi denince aklınıza hemen para dolu çantalarla vekilleri ayartan karanlık tipler gelmesin. Lobicilik faaliyetinde yasal-yasa dışı arasındaki sınır oldukça bulanık. “Düşünce kuruluşu” etiketiyle halkı korkutan/ikna eden vakıflar dolaylı olarak karar vericileri etkileyebiliyor.

Read the rest

Dikkat Kitap: Dünya Sağlık Örgütü’nün Kara Kitabı »

Dünya Sağlık Örgütü’nün kurulduğu yıllarda insanlık büyük bir savaştan çıkmıştı. Irk, inanç, zenginlik ayırmadan her insanı kucaklayacak küresel fikirlere, projelere ve kurumlara duygusal bir temayül vardı. DSÖ “herkes için sağlık” vaadiyle çıktı yola. Soğuk Savaş’ın en sert döneminde Rus ve Amerikalı doktorlar devrin salgın hastalıklarına karşı omuz omuza başarıyla savaştılar: Kolera, dizanteri, çiçek…

Bugün ise DSÖ tutarsız politikası ve gerçeklerle çelişen açıklamalarla insanlığı paniğe sürüklüyor. Üstelik COVID salgını DSÖ’nün çuvalladığı ilk pandemi değil. Ebola ve AIDS ile mücadelesi hatalarla doluydu ve DSÖ’nın ataleti yüzünden virüsler daha fazla ülkeye yayıldı.

COVID konusunda aylarca “Çin’e karantina uygulamaya gerek yok” diyen DSÖ başkanı yüzünden Çin’e hapsedilebilecek bir virüs bütün dünyaya bulaştı. Dünya ekonomisi sarsıldı; hastalıktan ölenlerin yanında pek çok insan işini kaybetti. Diğer yandan Covid salgını başladığından beri dünyadaki milyarderlerin serveti 641 milyar $ arttı. Kanada’daki en zengin %1 nüfus ülkedeki bütün zenginliğin %25.7’sini ele geçirdi. Bunlar sadece beceriksizlik mi yoksa DSÖ’nün gizli ajandası mı var?

ABD çekildikten sonra Pekin DSÖ’nün birinci finans kaynağı oldu. İkincisi Bill Gates vakfı. Vakfın yöneticileri arasında ise Monsanto’nun kurmayları var. Genleriyle oynanmış tohumları kullanarak çiftçileri soyan, böcek zehiri ROUNDUP ile her ülkede kanserin arttıran Monsanto… Artık sorgulama vakti: DSÖ bir sağlık örgütü mü yoksa terör örgütü mü? Buradan indirebilirsiniz.

Çamurun altında Paris şehrini arayacağımız gün… »

Görseller, harita ve çizimlerle birlikte, twitter zinciri olarak okumak için…

  • Yüzyılın başında göçmüş ârif bir zât şöyle buyurmuş:   “… Adamın biri ‘Burada bir Paris şehri varmış’ diyerek çamurun altındaki Paris şehrini arayacak…”. Bu nasıl olabilir? Sular mı yükselecek yoksa toprak mı alçalacak? Dünyayı nasıl bir iklim değişikliği bekliyor?
  • Üçlü bir düğüm çözüyoruz bu gece: Elektromanyetik dalgalar ile fırtına, yağmur veya kuraklık tetiklenebilir mi? İyonosfer, güneş döngüsü, kozmik ışınlar ve iklim arasındaki etkileşim nedir? Karbondioksit yüzünden ısınacağı söylenen dünya birden soğuyabilir mi?
  • Amerikan ordusunun desteğiyle Alaska’da bir proje yürütülüyor; ismi HAARP. Resmî amaç iyonosferi ve kuzey ışıklarını incelemek. Tabi böyle bir şeyi Amerikan ordusu ne yapsın? Ordu bu işe neden milyarlarca $ harcasın? Proje etrafındaki gizlilik korku pompaladı; komplo teorileri doğurdu.
  • Peki gerçekten böyle bir silah yapılabilir mi? HAARP’ın (varsa) askerî uygulamasını mümkün kılan fizik yasaları neler? Radyo dalgaları, güneş patlamaları ve kozmik ışınlar atmosferi nasıl etkiliyor?
  • İtalyan fizikçi Marconi, ilk atlantik ötesi radyo haberleşmesini 1901’de gerçekleştirdi. Dünyanın eğriliği yüzünden radyo dalgalarının 320 km’yi aşamayacağını iddia edenler yanılmışlardı. Marconi’nin radyo sinyali Kanada-İngiltere arasında 3200 km gitti. Yoksa dünya düz müydü?
  •  O yıllarda atmosfer hakkındaki bilgi çok sınırlı idi. “Atmosfer” denen gaz kütlesinin %90’ı ilk 80 km içindedir. Soluduğumuz hava, bulutların gezdiği, uçakların uçtuğu “gök” burası. Geri kalanı 1000 km’ye kadar yükselir ama hava nerde biter; uzay nerede başlar? Bu sizin “hava” anlayışınıza bağlı…
  • Tabi dünya düz değildi ama atmosferin “içinde” radyo dalgalarını yansıtarak “öteki” tarafa ulaşmasını sağlayan bir şey vardı; iyonosfer. Yani?
  • O devrin fizikçileri henüz bilmiyorlardı ama elektromanyetik dalgaları yansıtan şey iyonosferdi. Atmosferdeki bu tabaka, iyon ve serbest elektronların bulunduğu ~65ci km ile ~450ci km arasıydı. Termosferi tamamen kapsıyordu; mezosfer ve ekzosferin ise bir kısmını. Nedir?

Read the rest